İçinde bulundukları şartlar ne olursa olsun, Müslümanların
ahlaklarında bir değişiklik olmadığını önceki bölümlerde görmüştük. İman
etmeyenler veya kalplerinde hastalık bulunanlar ise zor zamanlara karşı
dirençli değillerdir. Mutlaka bir tahammül sınırları, bir “bam telleri”
vardır. Bu nedenle de zorluk ve sıkıntıların üst üste gelmesi, onları
çok büyük bir gerginliğe sürükler. Bu gerginlik, kimi zaman ufacık bir
olayda su yüzüne çıkar; hiddetlenirler, bağırırlar, kavga ederler,
hakaret ederler, saldırganlaşırlar, şiddete başvururlar… Günlük hayatta
neşeli, güleryüzlü, rahat olan insanlar, zorluk anlarında adeta karakter
değiştirirler. O kişinin yerine saldırgan, huysuz, ters, asık suratlı
ve kaba bir insan gelir. Müslüman doğruyu ve güzeli sabırla anlatırken,
cahiliye insanları anlatmak yerine saldırmayı tercih ederler. İşte bu,
cahiliyenin gerçek yüzü, gerçek karakteridir.
Bu gerçek karakterin ortaya çıkmasına yol açan nedenler ise, işinden
çıkarılması, bir hastalığa yakalanması, bir kaza, felaket, iflas gibi
zorlukların üst üste gelmesi olabilir. Bu karakterdeki insanlar iki gün
soğukta kalsalar ya da uykusuz bırakılsalar, alıştıkları konfor herhangi
bir sebeple ellerinden alınsa hemen moralleri bozulur ve ümitsizliğe
düşerler. Allah Kuran’da bir zorlukla karşılaştıklarında nasıl nankör
bir karakter gösterdiklerini şöyle haber verir:
Fakat insan; ne zaman Rabbi kendisini bir denemeden geçirse, ona bir
keremde bulunsa, nimetler verse: “Rabbim bana ikram etti” der. Ama ne
zaman onu deneyerek, rızkını kıssa, hemen: “Rabbim bana ihanet etti”
der. (Fecr Suresi, 15-16)
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Allah dinden uzak insanları da
kimi zaman nimetler vererek, kimi zaman da bu nimetlerden kısarak dener.
Müslümanlar böyle bir durumda mutlaka mütevekkil ve şükredici
davrandıkları halde, inkarcılar bir anda Allah’a karşı nankörlük
ederler. İşte bu insanlar, dünyada imtihan olduklarının şuurunda
değildirler ve bundan dolayı da hem dünyada hem de ahirette kayba
uğrarlar.
İnkarcıların, Allah’tan kendilerine imtihan olarak bir zorluk
verildiğinde gösterdikleri tavırlardan bir diğeri de, bunalım ve
üzüntüdür. Üst üste gelen zorluklara dayanamayıp, ya intihar eder ya da
içki ve uyuşturucu kullanarak bunalıma düşerler. Fakat hiçbiri bu
zorlukların nedenlerini ve kendilerine getireceği kazançları düşünmez.
Oysa Allah’ın inkar edenlere bu sıkıntı ve eziyetleri vermesinin bir
hikmeti de, insanların “… Belki dönerler diye, onları azabla yakalayıverdik.” (Zuhruf
Suresi, 48) ayetinde de bildirildiği gibi doğru yola dönmeleri, yani
tevbe edip iman etmeleridir. Fakat bu sıkıntı ve zorluklar çoğu zaman bu
inkarcıların kalplerinin katılaşması ve inkarlarının daha da artmasıyla
sonuçlanır:
Onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama
onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici
(süslü) gösterdi. Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında,
onların üzerlerine herşeyin kapılarını açtık. Öyle ki kendilerine
verilen şeylerle ‘sevince kapılıp şımarınca’, onları apansız
yakalayıverdik. Artık onlar umutları suya düşenler oldular. (En’am
Suresi, 43-44)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder