Salih bir mümini diğerlerinden ayırt eden en önemli özelliklerinden
biri Allah’ın emir ve tavsiyelerine gösterdiği titizliktir. Hiçbir
zorluk, sıkıntı ya da darlık ortamı onu, bunları uygulama konusunda
gevşekliğe sürüklemez, güzel ahlakından taviz vermesine neden olmaz. Bir
Müslüman ne kadar ihtiyaç içinde ya da zor durumda olursa olsun,
Allah’ın haram kıldığı bir fiile asla yanaşmaz. Hastalığın, yoksulluğun,
başarısızlığın veya türlü zulümlerin birarada olduğu bir ortamda da
dürüstlüğünden, ihlasından ve samimiyetinden taviz vermez.
Önceki bölümlerde de üzerinde durduğumuz gibi şeytan insanları doğru
yollarından saptırmak, nefislerine uymalarını sağlamak ister. Bunun için
de Allah’ın haram kıldığı fiilleri yaptırmaya, helal kıldıklarını
uygulamalarına da engel olmaya çalışır. İnsanın nefsi de bu amaç uğrunda
sürekli bir çaba içindedir; sahibine sürekli kötülükleri fısıldar.
Örneğin bir insanın nefsi, 5 vakit namazını kılmasını engellemek ister.
Sabah namazlarında halsizlik, isteksizlik, uykusuzluk verebilir.
Aklından bunları yapmaması için sürekli nedenler geçirmeye çalışır. Çok
işinin olduğu, namaza vaktinin olmadığı gibi şeytani fısıltılarda
bulunur. Ama imanlı bir insan, Allah’ın günde 5 kere farz kıldığı namaz
ibadetini nefsinin bu fısıltılarını bir an bile dinlemeden, şevkle ve
istekle yerine getirir. Veya nefis, Allah’ın farz kıldığı bir ibadet
olan oruç tutmayı zor göstermek için türlü bahaneler oluşturur. İnsana
açlığa ve susuzluğa sabretmeyi zor göstermeye çalışır. Oruç tutarsa bazı
işlerinden engelleneceği yönünde olmadık vesveseler vermeye çalışır.
Ama salih bir mümin, nefsinin tüm bu baskısına ve ısrarlarına rağmen
şevkle orucunu tutar. Allah rızası için sabrettiği açlığın ve susuzluğun
veya herhangi bir yorgunluğun karşılığını Rabbimizden umar. Ve bundan
da çok büyük bir haz duyar.
Benzer şekilde, gayri meşru yollardan para kazanmanın meşru sayıldığı
bir ortamda nefis, herkesin bunu yaptığını telkin ederek bu hayasız
tavrı kolay göstermeye çalışır. Ancak Müslüman çok büyük bir ihtiyaç
içinde olduğu ya da nefsinin en çok bastırdığı anlarda da gayri meşru
yollara asla tenezzül etmez; böyle bir ahlakı son derece çirkin görür.
Haram yollardan kazanılan bir paraya asla el sürmez. Çok aç olsa da
haram parayla donatılan bir masadan yemek yemez, böyle bir ortamda
bulunmak bile onda çok büyük bir rahatsızlık ve sıkıntı oluşturur.
İhtiyaç içinde olmasını, asla yanlış bir tavır göstermesine meşru bir
gerekçe olarak öne sürmez. Önemli olanın her zaman Allah’ın haram
kıldığı şeylere karşı titizlik göstermek olduğunu bilir ve bunu da iç
huzuruyla, şevkle ve ihlasla yerine getirir.
Başka bir örnek olarak Rabbimiz (cc)’in kadınlara farz kıldığı
tesettür ibadetini verebiliriz. Kimi insanlar bu ibadeti kendilerince
mazeretler öne sürerek yerine getirmeyebilmektedir. Oysa ki tesettür
mümin kadınların korunmalarını, sıkıntı ve eziyetle karşılaşmamalarını
sağlamakta, bir kadına saygınlık ve onur kazandırmakta ve onun toplum
içerisinde rahatsızlık duymasını engellemektedir. Allah (cc) Katında
kendilerini değerli kılacak, dünyada da güzel bir hayat yaşamalarını
sağlayacak özelliklerin dünyevi olanaklar değil, ahlakları olduğunu
bilen mümin kadınlar için onur ve vakarları son derece önemlidir.
İnsanları yaratan Allah (cc) onların yaratılışlarına en uygun ahlakı ve
yaşam biçimini onlara farz kılmıştır. Müslüman kadının tesettürü de onun
fıtratına en uygun modeldir. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi bu konuyla
ilgili olarak şunları söylemektedir: “Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor (gerektiriyor).” (Lemalar, 24. Lema, Birinci Hikmet)
Allah’ı razı edecek davranışlar göstermenin zevkini yaşayan
Müslümanları Allah Kuran’da “hayırlarda yarışanlar” olarak da
isimlendirmiştir. Allah’ın vaat ettiği cennete kavuşmak için yapılan bu
yarışta Müslüman, her türlü zorluğa sabretmenin ve her türlü
fedakarlığı, güzel tavrı göstermenin neşesini ve iç huzurunu yaşar.
Örneğin çok uykusuz olduğu bir günün sabahında ihtiyaç içinde olan başka
bir mümin kardeşini hoşnut etmek için erkenden kalkar ve onun ihtiyaç
duyduğu eksikliğini giderir. Üstelik bu güzel tavrını çoğu zaman karşı
tarafa hiç hissettirmeden, kendisi için bir zorluk oluştuğunu asla dile
getirmeden yapar. Ve içinde bu üstün ahlakın hazzını yaşar.
Allah Kuran’da Müslümanların İslam ahlakını yaşamaktan hoşnut
olduklarını, bundan derin bir haz duyduklarını; aksi bir tavrı ise
çirkin gördüklerini şöyle haber vermiştir:
… Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici
kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru
yolu bulmuş (irşad) olanlardır. Allah’tan bir fazl (bir ihsan ve lütuf)
ve bir nimet olarak. Allah, bilendir hüküm ve hikmet
sahibidir. (Hucurat Suresi, 7-8)
Fakat şeytan herşeye rağmen tüm gayri meşru işleri insanlara makul
göstermeye çalışır. Bunun için kullandığı yollardan biri kötülükleri
yapanların çoğunlukta olmasıdır. İnsanların çok büyük bir bölümü haram
para yemekte, haram ve helallere dikkat etmemekte, her türlü
ahlaksızlığı sınır tanımadan yaşamaktadır. İşte şeytan insanlara sürekli
“çoğunluğu oluşturan” insanların doğru yolda olduğunu, onların
yaptıklarının en mantıklısı olduğu safsatasını fısıldar. Oysa
Allah’ın ”Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın
yolundan şaşırtıp-saptırırlar…” (En’am Suresi, 116)ayetinde de
bildirdiği gibi, kötülük yapanların sayıca çok olmaları onların doğru
yolda olduklarına bir delil değildir. Tam tersine Allah ayetlerinde
ancak sayıca çok az bir topluluğun iman edeceğini bildirmekte,
çoğunluğun ise sapkınlık içinde olduklarını haber vermektedir. Bu
nedenle de şeytanın iman eden bir insanı bu yöntemle kandırması mümkün
değildir; onun etkisi ancak imanı zayıf, şüphe ve vesveseye açık
insanlar ve inkar edenler üzerinde olabilir.
Salih Müslümanların gösterdikleri titizlik ise, Allah’a olan
imanlarından ve bu imanın getirdiği sarsılmaz kararlılıktan ve üstün
ahlaklarından kaynaklanmaktadır. Müslüman, güzel ahlaka dair her tavrın,
nefse zor gelen şeylerden oluştuğunu bilir ve bunun hazzını yaşar.
Allah’ın ayetlerinde övdüğü güzel ahlaka sahip olan müminlerin
kazandıkları güzelliklerden biri ise müminlerin saygı ve sevgisidir. Bir
kimsenin Allah yolunda çaba göstermesi, her türlü engele büyük bir
şevkle göğüs germesi, hak bildiği şeyde kimseden çekinmeden, yorulmadan,
aşkla ve şevkle kararlı davranması, her türlü fedakarlığa ilk talip
olan kişi olması, o Müslümana karşı duyulan sevgi ve saygıyı kat kat
artıracak özelliklerdir. Allah bu üstün ahlakı yaşayan insanları Enbiya
Suresi’nin 101. ayetinde, “Bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar” olarak tanımlamış ve onların hem fiziksel, hem de ahlaki güzelliklerini haber vermiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder