Kalbindeki iman zayıflamış ya da tümüyle yok olmuş bir kimse, bir
süre sanki hiçbir şey yokmuş gibi Müslümanların arasında bulunabilir ve
dinin kurallarına uygun bir görüntü altında yaşayabilir. Ancak
Allah bu gibi insanları açığa çıkarmak için bazı imtihan ortamları
yaratır. Zorluklarla, açlıkla, yoklukla, hastalıkla, mallardan ve
canlardan eksiltmeyle denemeden geçirilen müminlerin bu zorluklar
karşısında sağlamlığı artarken, kalplerinde hastalık olanlar ise her
geçen an inkara biraz daha yaklaşırlar.
İşte son anın önemi burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bir insan
hayatının büyük bölümünü iman ederek geçirebilir. Dine büyük
hizmetlerde bulunup, son derece hayırlı işler yapabilir. Ancak eğer
vicdanına uymaktan vazgeçer, gevşeklik gösterir ve bu nedenle de kalbi
katılaşır ise, söz konusu imtihan anlarında gereken dirayeti
gösteremeyecektir. Dünya sevgisi ve can korkusu Allah rızasına ağır
basıp, bu kişiyi küfre sürükleyebilir.
Ayetlerde pek çok peygamberin, kendi döneminde saldırgan bir topluma
karşı, masum insanları korumak ve Allah’ın dinini muhafaza etmek için
mücadele ettiğinden bahsedilmektedir. Bu mücadele o dönemler için çok
önemli bir ibadettir. Peygamberimiz (sav) döneminde de inkarcı
topluluklara karşı güçlü bir mücadele yürütülmüştür. Allah’ın ve
Peygamberin emriyle gerçekleştirilmiş olan bu mücadelelerin hepsi dini
bir yükümlülüktür. Bu görevden kaçmak isteyenler ise, Kuran’da kalpleri
mühürlenmiş, yani tam olarak imandan çıkmış kimseler olarak
bildirilmektedir.
Günümüzde ise Müslümanların inkarcılara karşı yapacakları bu mücadele
fikri alanda yürütülmektedir. Bu fikri mücadele ise inkarcıların tüm
dayanak noktalarının bilimsel olarak ortadan kaldırılması, ilmi olarak
çürütülmesi anlamını taşımaktadır. Bu konuda her Müslümana çok büyük bir
sorumluluk düşmektedir ve hiç kimse fikri mücadelede geri planda
kalmamalıdır. Çünkü Allah ayetlerinde, geride kalmayı tercih edenlerin
kalplerinin katılaştığını bildirmiştir:
“Allah’a iman edin, O’nun elçisi ile cehd etmeye çıkın” diye bir sûre
indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip:
“Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım” dediler. Geri kalanlarla
birlikte olmayı seçtiler. Onların kalbleri mühürlenmiştir. Bundan dolayı
kavrayıp-anlamazlar. (Tevbe Suresi, 86-87)
Kuran’da verilen başka bir örnek ise bir zorlukla karşılaştıklarında
hemen bahaneler öne sürüp, kaçmaya çalışanların kendi nefislerini nasıl
helake uğrattıklarıdır:
Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni
izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. “Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte çıkardık.” diye sana Allah adına yemin edecekler.
Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan
söylediklerini biliyor. (Tevbe Suresi, 42)
Gerek Peygamberimiz (sav) döneminden, gerekse geçmiş peygamberlerin
dönemlerinden verilen bu örnekler bir gerçeği açıkça ortaya koymaktadır:
Allah insanları yaşamlarının her anında imtihan etmekte ve doğru
söyleyenler ile yalancıların birbirinden ayrılacağı ortamlar
yaratmaktadır. Özellikle zorluk ve sıkıntılarla karşılaştıkları
dönemlerde Müslümanlar güçlü bir kararlılık gösterirken, zayıf olanlar
kendilerini belli etmekte ve dinlerinden geri dönmektedirler. Bunun bir
örneği de, Peygamberimiz (sav) döneminde Müslümanlar ile inkarcılar
arasında geçen bir savaş anında yaşanmıştır. Ayetlerde böyle bir zorluk
anında bazı Müslümanların zayıflık gösterdikleri ve “Allah hakkında
cahiliye zanlarına kapıldıkları” anlatılmaktadır. Şeytan, zorluk anında,
bu Müslümanların “ayaklarını kaydırmak” istemiştir:
İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri,
kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak
istemişti. Ama andolsun ki, Allah onları affetti. Şüphesiz Allah,
bağışlayandır, yumuşak olandır. (Al-i İmran Suresi, 155)
Allah bu olayda zayıflık gösteren Müslümanları affettiğini bildirmiştir.
İşte bu ayetlerde bildirilen olayda inananlar için çok büyük dersler
vardır. Çünkü Allah iyilerle kötülerin ayrılması için insanların mutlaka
denemelerden geçirileceklerini vaat etmiştir. Bu “zor anlar”a karşı
dayanıklı olmanın tek yolu ise Allah’a güçlü iman, ihlas ve
samimiyettir. Elbette Allah salih kullarına kolaylık verir, onların
“ayaklarını sağlamlaştırır”, onların kalplerine her türlü zor ortamda
“huzur ve güven duygusu” indirir. Ama şunu da unutmamak gerekir ki,
Allah’ın yeryüzünde insanları imtihan edeceğine ve iyilerle kötüleri
ayıracağına dair vaadi kesindir:
Yoksa siz, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) ve Allah’tan
ve Resûlü’nden ve müminlerden başka sır-dostu edinmeyenleri Allah ‘bilip
(ortaya) çıkarmadan’ bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah
yaptıklarınızdan haberdardır. (Tevbe Suresi, 16)
İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını
mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten
doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir. (Ankebut
Suresi, 2-3)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder