Müslümanlar imtihanın sırrını kavramanın verdiği mutluluğu ve
rahatlığı yaşarlarken, dünyaya bağlananlar çok büyük bir sıkıntı, azap
ve yozlaşma içinde bir hayat sürerler. Müslümanlar sabrın güzelliğini ve
zevkini yaşarlarken, dünyaya hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıp bir
denemeye tabi tutulduklarını fark edemeyenler, sabırsızlığın,
tevekkülsüzlüğün, bencilliğin, cimriliğin, dünya hırsının sıkıntısını ve
azabını yaşarlar. Bu azap, hayatlarının her anında kendini gösterir.
Her işlerinde bir bereketsizlik ve huzursuzluk vardır. Güzellikleri
göremez, üstün bir ahlakın verdiği zevki asla tadamazlar.
Namussuzluk, ahlaksızlık, riya hayatlarının her anına hakim olur. En
büyük yanılgıları ise hep kendilerini düşünürken, cimrilik ve bencillik
yaparken -ileriyi görüp, bunların kendilerine getireceği zararları
göremedikleri için- kendilerini çok büyük bir karda zannetmeleridir.
Aslında bu şekilde düşünenler hem dünya hayatlarında hem de ahiret
hayatlarında çok büyük bir kayıp içindedirler, fakat bunu fark
edemezler. İnkar edenler altından ırmaklar akan cennet yurdunu, sonsuz
nimetleri kaybetmişlerdir. En önemlisi ise Allah’ın rızasını ve
rahmetini kaybetmiş olmalarıdır. Allah Fatır Suresi’nde inkarcıların
nasıl bir kayıp içinde olduklarını şu şekilde bildirir:
Yeryüzünde sizi halifeler kılan O’dur. Öyleyse kim inkar ederse,
artık inkarı kendi aleyhinedir. Rableri Katında kafir olanlara kendi
inkarları gazabtan başkasını artırmaz ve kafir olanlara kendi inkarları
kayıptan başkasını artırmaz. (Fatır Suresi, 39)
İnkar edenlerin içine düştükleri bu durum, onları dışarıdan izleyen
bir Müslüman için son derece ibret vericidir. Örneğin hırsızlık yapıp,
yetimin, fakirin, ihtiyaç içinde olanın malını gasp eden bir kişinin, bu
haram paralarla alıp giydiği şeylerin manevi kiri her halinden fark
edilmektedir. Allah ayetlerinde iman etmeyenlerin durumlarını ”Allah,
iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.” (En’am Suresi,
125) şeklinde bildirir. Onların üzerindeki fiziksel pisliğin yanı sıra
manevi pisliği de haber verir. Bu kir, belki fiziksel olarak görünmeyen
ve Allah’tan korkan kişilerin fark edebilecekleri
manevi bir kirdir.
Mala ve mülke sahip olmasına rağmen cimrilik yapan, fakire, yoksula ve
ihtiyaç içinde olana yedirmeyen, yardım edecek bile olsa bunu minnet
altında bırakarak yapan bu kişiler, manevi kiri de üzerlerinde
taşımaktadırlar. ”Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip-kakan;
yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.” (Maun Suresi, 1-3) ayetlerinde
bildirilen bu ahlaktaki kişilerin tüm hareketleri, haram yemeleri,
sadakada bulunmayıp para yığıp biriktirmeleri ve bu paraları gayri meşru
şekilde harcamaları iman edenlerde çok büyük bir iticilik uyandırır.
Günlük hayatta sık sık çok zengin olup, bu zenginliğini haram işlerle
kazanan kişilerin resimlerini görürüz. Hayatlarını cinayetle, rüşvetle,
yolsuzlukla, dolandırıcılıkla kazananların tavırları günahkar bir
yaşamın izlerini taşır. Allah haksız kazanç sağlayan, yetim malı yiyen,
yoksula, ihtiyacı olana vermeyen, zulmü kendilerine yol edinen
insanların tüm heybetlerini, güzelliklerini ellerinden alır. Onlar
kendilerini güzelleştirmeye çalıştıkça, manevi bir kir, şiddetli bir
karartı ve çirkinlik onları sarar. Bu, ahlaksızlığın, günahta ileri
gitmenin, şerefsizliğin bir işaretidir. Allah kötü ahlakın sonunda
insanların yüzlerini kaplayan bu karanlık ve kirli ifadeyi “zillet”
kelimesiyle bizlere açıklar:
Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini
ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar;
orada süresiz kalacaklardır. Kötülükler kazanmış olanlar ise; her bir
kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet sarıp kaplar.
Onları Allah’tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu yok. Onların yüzleri,
sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar
ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 26-27)
Ayette de belirtildiği gibi güzel ahlak üzere olan kişilerin
güzellikleri artarken kötü ahlak, karanlık bir gece gibi inkarcıların
yüzlerini bürür. Çünkü Allah imtihan dünyasının bir gereği olarak
herkese yaptığıyla karşılık verecektir. Kötüler kötülüklerle, iyiler de
güzelliklerle karşılık bulacaklardır. Böyle kişilerin her türlü tavır ve
hareketi de inananlar açısından son derece itici olur.
Örneğin bu ahlaktaki bir insanın evine gidilse her hareketi insanda
bir rahatsızlık meydana getirir. Bir yemek ikram ettiklerinde ikramları
dıştan ne kadar güzel gözükse de, onların ahlaklarının farkında olan bir
insanın gözüne hiçbiri güzel gözükmez. Çünkü tüm hayatları haram
üzerine kurulmuştur. Sundukları yiyecekte, ikram ettikleri bir içecekte,
fakirin, yetimin hakkı vardır. Bir mümin helal parayla kazanılmış bir
tas çorbayı, haram yolla oluşturulmuş şatafatlı bir yemek sofrasından
kat kat güzel görür. Evine gelenleri koltuğunda oturmaya buyur eder, ama
bu koltuğun nasıl elde edildiğini bilen bir insanın içinden asla
oturmak gelmez. Her bir ayrıntıda zavallı kadınların, çocukların, mağdur
konumdaki yaşlıların hakkı olduğu aklından geçer. Belki fiziki anlamda
bir temizlik olsa bile, daha önce bahsettiğimiz manevi kir bunlarda da
hissedilir. Hiçbir şey gönül rahatlığıyla el sürülecek türden olmaz.
Ayetlerde Allah “haram yiyicilerin” ve “yalana kulak tutanların” hem
dünyada hem de ahirette aşağılık kılındıklarını, insanların gözünde de
alçaltıldıklarını bildirmiştir:
… Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen
Allah’tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah’ın kalplerini
arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette
onlar için büyük bir azap vardır. Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram
yiyicilerdir… (Maide Suresi, 41-42)
Aslında bu kişiler de kendilerinden ve kendilerine benzeyen
insanlardan rahatsız olurlar. Çünkü vicdansız ve zalimce tavırlarına
kendileri de şahittirler. Allah’ın haram kıldığı işleri bilerek
yapmaları sonucunda hayasız bir görünüm almışlardır. Günümüzde bu
hayasız görüntünün en belirgin olduğu kişiler de fuhuş yapanlar ve
bunlardan para kazananlardır. Bu ahlaksızlığı meslek edinenler
insanlıktan çok büyük bir hızla uzaklaşırlar. Üzerlerinde insanlığa dair
hiçbir güzellik kalmaz, tüm heybetleri gider. Fuhuş, kadında da,
erkekte de çok büyük bir iticilik oluşturur. Allah bu insanlara
hastalıklar, belalar, musibetler, yokluklar musallat eder.
Aşağılanırlar, horlanırlar. Biraz önce bahsettiğimiz manevi kir ve
zillet bu kişilerde de çok belirgindir.
Allah ayetlerinde imtihanın sırrını kavramış ve yüzlerindeki nurla
umut ettikleri cennet yurduna kavuşan inananların yanında, bu zillet
ehlinin cehennemdeki durumunu da bildirmektedir. Bunlar, ateşe
sunulurken tek yapabildikleri Allah’ın sonsuz nimetlerine kavuşan
müminlere sezdirmeden, göz ucuyla bakmaktır. Bu kişiler hüsrana uğramış
ve tüm yakınlarını da hüsrana uğratmışlardır:
Onları görürsün; zilletten başları önlerine düşmüş bir halde, ona
(ateşe) sunulurlarken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de:
“Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini, hem
yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır” dediler.
Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir azap içindedirler. (Şura
Suresi, 45)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder